Kurtlar Vadisi Akademi


Einstein "Görecelilik fiziğe uygulanır, etiğe değil" derken, bilimsel etiğin standartları olduğunu ve her ne olursa olsun istenildiği gibi yorumlanamayacağını anlatmaya çalışmıştır.
Bu yazıda akademik hayata yeni adımını atan bir öğrencinin profesör olana kadar geçen uzun ve zahmetli bir süreçte karşılaşabileceği birtakım problemleri örneklendireceğiz. Günümüzde kişisel hırslar, iş dünyasının dayattığı her ne pahasına olursa olsun en iyi olma düşüncesi, internet çağının sunduğu baş döndürücü fakat tembelleştirici hız ve adam kayırma gibi etkenler "mükemmel bilim, mükemmel etik" hedefinin altını oymaktadır.
Bu türden problemler maalesef işin en başında başlıyor. Mesela ABD'deki master ve doktora eğitimi veren okulların başvuru sırasında istedikleri en önemli kriterler arasında yabancı dil sınavı (TOEFL), alanınızla ilgili sınav (GRE) ve transkript bulunmaktadır. Özellikle Uzak Doğu'dan yapılan başvurularda sahte transkript kullanma, başkasını sınava sokarak daha yüksek puan alma ve benzeri hileler Türkiye gibi ülkelerden başvuru yapan aday öğrencilerin şansını azaltmaktadır. Bunun farkında olan bazı okullar, bu ülkelerden başvuru yapan öğrencilerin sınav sonuçlarını çok ciddiye almıyor ve bazen mezun olduğu okulun Amerika'daki kurumlar tarafından akredite belgeleri isteniyor. Bütün bunlara rağmen yine de bu haksızlığın önüne geçilemiyor. Başvurular sırasında yaşanılan bir diğer haksızlık ise soy ayrımcılığı (Ethnic Favoritism) yaparak, yetkili konumdaki bazı kişilerin kendi geldiği ülkeden başvuruları, sınav sonuçları ve transkripti kötü olsa bile, master veyahut doktora programına kabul etmesidir. Kişisel bağlantılarla kabul almak, araştırma yapmak tabiî ki anlaşılabilir bir durumdur, fakat bazı hallerde 20'ye yakın grup üyesinden birisi hariç tamamının aynı milli kökenden olmasını sadece "networking" dediğimiz kişisel bağlantıları ile açıklamak safdillik olacaktır.
Başka bir misal olarak, doktora yeterlilik sınavını geçmiş, kendi araştırma alanında ciddi ilerleme kaydetmiş, bilimsel dergilere makale göndermek üzere olan bir öğrenciyi ele alalım. Kişinin akademik kariyerinin ilerleyen yıllarındaki davranış biçimi bu dönemde belirlenmektedir. Burada hocaların yayında kimlerin olacağını belirlemesindeki yanlış davranışlar çok ciddi haksızlıklara yol açmaktadır. Doktora öğrencileri veya doktora derecesi sahibi araştırma görevlileri bu konuda çok fazla inisiyatif sahibi değillerdir. Öyle ki bazı yayınlarda grup üyelerinin tümü, katkısı az, çok veya hiç olmamasına bakılmaksızın, makalede yazar olarak yer alabilmektedir. Veya ne kadar zaman harcarsanız harcayın, isminiz çok emeğinizin geçtiği bir çalışmada yer almayabilir. Bu durumda aynı emeği veren iki kişinin yayın sayısının farklı olması yaşamları süresince göreceli avantaj/dezavantaj oluşturmaktadır. Bazı gruplarda ise tamamen politik sebeplerle hiç emeği olmayan kişilerin isminin olması, hocanın daha çok tuttuğu öğrencisine kıyak geçmesi, hatta ve hatta gönül ilişkilerinin makaledeki yazarları belirlemede önemli yer tuttuğu vakidir.
Dergilere basılması için gönderilen makaleler hakem tarafından değerlendirilir. Eğer çalışmanız arkadaşınıza gönderilirse hiçbir problem çıkmadan yayımlanması hayli yüksek ihtimaldir. Ama eğer sizinle aynı konuda çalışan rakip bir araştırmacıya gönderilirse o zaman sıkıntılı bir süreç başlamış demektir. Çünkü aynı araştırma konusu için ortada belli miktarda ayrılan paradan pay almanız yayın yapmanıza bağlı olduğundan, rakip araştırmacı çalışmanızı geri çevirmek için her türlü zorluğu çıkarabilir. Bazen çalışmanızı geri çevirmekle kalmayıp, size ait olan fikrinizi alıp kendisi bile kullanabilir. Bu tür sorunlarla başı dertte olan bir araştırmacının dergiyi mahkemeye vermekle tehdit etmesinden sonra, reddedilen 3 makalesinin derhal basıldığına şahit olunmuştur.
Doktorasını bitirmiş ve bunu takiben akademik dünyaya adım atmış bir araştırma görevlisini ele alalım. ABD'de "tenure" (memuriyet hakkı) denilen işinde kalabilme hakkını elde edebilmek, araştırma ve öğretim odaklı üniversitelere göre farklılık arz eder. Buna göre ders yükünüz belirlenir. Türkiye'de ise özellikle devlet üniversitelerinde, yeni öğretim üyelerine bu noktada çok yüklenildiği açık bir gerçektir. Haftalık 30 saat ders yükü verilen bir akademisyenin araştırma noktasında verimli olmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Ama doçent olması için yayın yapmak zorunda olan genç öğretim üyesi çareyi TÜBİTAK tarafından kabul edilen ve "C sınıfı" diye de adlandırılan düşük kalitedeki dergilerde yayın yapmakta buluyor. Yani sizin doçent olmanız için çok kaliteli bir dergide yayın yapmanız hiçbir anlam ifade etmiyor. Tabii bu arada azimli genç akademisyen zamanla çevresindeki doçent ve profesörlerin çalışma temposuna ayak uyduruyor. İstisnalar olmakla birlikte genel trendin böyle olduğu doçent olunduktan sonraki yayın sayıları karşılaştırılarak anlaşılabilir. ABD'de "tenure" almış bir hocanın eğer araştırma performansı düşmüş ise ders yükü artırılarak araştırma yapanların önü açılmaktadır. Bunun için Türkiye'de doçentlik kriterlerinin değiştirilmesi, mümkünse okullara göre belirlenmesi elzemdir.
Aktif olarak araştırma yapan profesörler arasında yukarıda bahsettiğimiz ahbap-çavuş, rakip grup, bütün krediyi kendinde toplama ve birbirini çekememe durumu çok fazladır. Örnek olarak Newton-Hooke veya Ed Teller-Oppenheimer çekişmelerini verebiliriz. Yapılan işteki krediyi kendinde toplama gayretinin bazı Nobel ödüllü bilim insanlarında bile görülmesi rahatsızlık vericidir. Bu tip ilişkiler, mesleğiniz ile ilgili üye olmak istediğiniz topluluklarda geçerlidir. Akademik olarak ilerlemeniz için önemli olan bu türden organizasyonlara hak eden yerine tanıdığı olanların üye olarak alınması, bilim dünyası adına kaygı verici bir durumdur.
Mezkûr problemleri genele yaymak tabiî ki mümkün değil. Ama akademi dünyası içerisinde karşılaşılan bu türden sorunların çözümlerini çok uzaklarda aramaya gerek yok. Her okulda asılı bulunan ve Immanuel Kant tarafından ifade edilen bilim etiğinin uygulanması yeterlidir.
*University of California, Irvine

0 yorum:

Yorum Gönder

Pages

oOo

-
Bu blog derleme yazılardan oluşmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

_

Hakkımda